Burada biraz içimi dökmem gerekecek. Bu yazıyı kimlerin, niçin okuduğu umurumda değil.
Hayat hikayemle başlayım.
6 Temmuz 1994 Yılı doğumluyum. Babam kırtasiyeci, annem ev hanımı. Birde benden 5 yaş büyük ablam var.
İçimin daralması doğrudan babamın hataları, dolaylı olarak ise ablamın davranışları. Ama kabahat bana patlayabiliyor. Yada kendimi suçlu hissediyorum.
İlkokul zamanlarımı hatırlıyorum. Kitabı devlet dağıtıyor, babamın işleri tam takır gidiyor. Durmumuz gayet iyi. Evimizin Konya'nın en güzel yerlerin birinde. Meram'ın bir mahallesinde.
Yaşım küçük olduğu için, bana pek para vermezlerdi, istediklerimi pek alamazdım. Çocuktum. Ama delicesine oyuncağım vardı.
Mahalle arkadaşlarımla çok iyi oynardık, aramız her zaman iyiydi. Sakin, iyi huylu olduğum için olsa gerek.
Yaşım küçük olduğu için, bana pek para vermezlerdi, istediklerimi pek alamazdım. Çocuktum. Ama delicesine oyuncağım vardı.
Mahalle arkadaşlarımla çok iyi oynardık, aramız her zaman iyiydi. Sakin, iyi huylu olduğum için olsa gerek.
Ablamı o zamanlar hatırlamıyorum. Ama her zaman eve arkadaşları gelir, o onlara gitmeye çalışırdı. Kız olduğu için zor izin alırdı. Konuşkan, saygılı ve çenesi çok çalışan biriydi. Dersleri de iyiydi.
İlköğretimimi, ablamla aynı okulda okudum. Onun 5.sınıf öğretmeni, o ortaokulu geçince bana geldi. 1. Sınıf öğretmenim onunkiyle aynıydı. Severdim onu. Kızlara her zaman bir ayrıcalık gösterirdi. Sürekli Beden Eğitimi dersi yapar oynardık. Çok başarılı sınıf arkadaşlarım vardı. Daha sonra onların Fen liselerine, Anadolu liselerine gideceğini düşünmemiştim.
İlkokulda garip bir çocuktum. İnsanlar beni sever ama tercih etmezdi. Pek param yoktu. Sınıfımız kalabalıkta. Bazı çocuklar olurya, takımları onlar seçer, adam almaya başlarlar. Kaleci-oyuncu olabilirler. :) İstediklerini oyuna sokup çıkarabilirler. Ben onların seçtikleri, son adamlardandım. Kötü bir oyuncu, suskun biri.
Anasınıfındaki arkadaşlarımın çoğuyla aynı sınıftaydık. İlkokulda güzel günler geçirdik sınıfça. Okul dereceleri yaptık. Ben pek başarılı değidim henüz. Dediğim gibi suskundum. Utangaçlıkta çok tabi.
Orta okula geçtik. Gidenler oldu, gelenler oldu. Ama sınıfımız aynıydı aşağı yukarı. Hala başarılıydık. Eğlenceli geçerdi günlerimiz. Karneme gelen ilk zayıf, 7.sınıfta ki fen bilgisi dersinden... Yapamazdım, küçüklüğümden beri matematik ve diğer sayısal dersleri sevmezdim yapamazdım. 1'in 4.kuvvetini bilmezdim. Ama zamanla karakterim ortaya çıkıyordu. Sınıf gruplaşmalar olsada, beni herkes severdi. Kimseyle kavga etmezdim. Herkesin derdini dinlerdim. Herkesi severdim, herkesle takılırdım.
Ortaokul anılarım çok.
Ortaokul anılarım çok.
5.sınıftan sonra babamın işleri değişmişti. Kitapları devlet dağıtmışti. Konya'da artık daha fazla kırtasiyeci vardı. Kriz ülkeyi vurmuştu heralde. Herkeste eskisi kadar para yoktu. Babam Okul sezonlarında eve çok geç gelirdi. Ama zamanla düştü bu durum. Babamın akşamları annemden tepsiyle yemek aldığı günleri hatırlıyorum. Akşamları oralarda lokanta kapalı olduğu için, elemanların ve kendinin (bazen benim..) karnımı doyurması için, anneme yemek yaptırırdı. Güzel yemek yapar annem. Beğenmeyen olmadı :)
Babamın işleri oldukça düştü. Eve poşetle parayla gelen babam, artık bana döner almak için 75 kuruş veremiyordu. Ev kirası, dükkan kirası dieğr masraflar artık çok büyümüştü. Babamın gururu kırılmış, evdeki mutluluk bozulmaya başlamıştı. Babam parasızlığa alışık değildi.
İşyerindeki elemanları gün geçtikçe düştü. 5,4,3 derken tek kişi. Sonra taşındık. Son çalışanımızda işten ayrıldı babam para veremeyince. Babamın en dikkat ettiği şeylerdendi... Bana anneme para vermez, çalışanına verirdi. Değer verirdi onları. 3 Katlı dükkanımızın son katı terastı. Onlara bazı zamanlar mangal yapmasına bile izin verirdi. Tüm masraflarınıda kendi ödemek üzere. Anlayışlıydı. Ama stresli sert mizaçlıydı.
Dükkanı taşıdık. Eski yerimiz sanayi bölgesinin ortasında yer alıyordu. Daha çok okul malzemesi değilde, büro malzemeleri satıyorduk. Kitabın devlete geçmesiyle...
Artık bir apartman altı kırtasiyecisi olduk. Apartmanın caddeye bakmayan cephesindeydik. Çok yakınımızda büyük fotokopiciler ve çok büyük bir alışveriş merkezi vardı. Yinede babam fazla pahalı satmazdı.
Ama oraya neredeyse hiç müşteri gelmez. Şaşıyordum. Ben küçükken babama utandığımdan bir şey söyleyemezdim. Çünkü sürekli yanında birileri olurdu.
Ama artık baş başaydık. İşi zamanla öğreniyordum. Ama yinede yaşım küçük, tecrübesiz, korkak ve utangaçtım. Sürekli babama telefon açıyordum. "-Baba bu var mı? -Şu ne kadar? -Şunun fiyatı ne olur?" gibisinden. Telefon faturaları aldı başını gitti.
Artık onu ödeyemez olmuştum. Eskiden babam 5 lira para verirdi. Eğer c.tesi günleri (işçilere ve diğer borçlulara para verme günüydü) gelirsem dükkana, 10 lira verirdi. Utanırdım diğer işçilerden. Az derdim. Ama o az parayı biriktirip çok şey yaptım. Zamanla o az parayı kullanmayı öğrenmiştim.
Ama yeni yerimizde, babam neredeyse para veremiyordu. Günlük 1, 1.5 lira yemek parası. Ev kirasını, dükkan kirasını, faturaları falan ödeyemiyordu. Babam artık gülmüyordu. Et yemeğini unutmuştuk. Dükkana müşteri gelmezdi doğru düzgün. Eskiden kasayı 500 liradan aşağı kapatmazdık.
Artık 100 lira hayal oldu.
6 Ay dayandık. Babamın bir arkadaşıyla konuşmasını hatırlıyorum.
"-Abi, 1 hafta daha burdayım. Yine böyle giderse kapatcam dükkanı birinin yanına işe gircem. (...)"
Bidakka nasıl olur? Ben babamı bildim bileli bir patrondu. İyi bir patrondu, sonraları müşteri az patrondu. Ama yinede bir patrondu. O Konya'nın eskiden en büyük kırtasiyecisiydi. Kamyonlar dükkanın önünde park etcek yer bulamazdı. Ben nasıl soranlara "-Babam işi bıraktı, şurda çalışıyor." dicektim. Kırtasiyeci çocuğu olmak herkese nasip olmazdı bile. Övünürdüm...
1 Hafta sonra şunu öğrendim. Babamın ziyaretine bir arkadaşı gelmiş, babam durumu ona anlatmış. Sonra dükkanı kapatmışlar, olduğu gibi eski yerinin olduğu bir sanayi bölgesine götürmüş yeni yer için. Ve eskisinden daha iyi bir yer bulmuşlar.
Büyük bir emekle dükkanı taşıdık. 3 Katlı bir yerin malzemelerini, küçücük dükkana sığdırmıştık. Bir sürü mal, eşya ayıklandı, temizlendi yada yakıldı. Ve yine taşınıyorduk. Ama durun?
Artık bir apartman altı kırtasiyecisi olduk. Apartmanın caddeye bakmayan cephesindeydik. Çok yakınımızda büyük fotokopiciler ve çok büyük bir alışveriş merkezi vardı. Yinede babam fazla pahalı satmazdı.
Ama oraya neredeyse hiç müşteri gelmez. Şaşıyordum. Ben küçükken babama utandığımdan bir şey söyleyemezdim. Çünkü sürekli yanında birileri olurdu.
Ama artık baş başaydık. İşi zamanla öğreniyordum. Ama yinede yaşım küçük, tecrübesiz, korkak ve utangaçtım. Sürekli babama telefon açıyordum. "-Baba bu var mı? -Şu ne kadar? -Şunun fiyatı ne olur?" gibisinden. Telefon faturaları aldı başını gitti.
Artık onu ödeyemez olmuştum. Eskiden babam 5 lira para verirdi. Eğer c.tesi günleri (işçilere ve diğer borçlulara para verme günüydü) gelirsem dükkana, 10 lira verirdi. Utanırdım diğer işçilerden. Az derdim. Ama o az parayı biriktirip çok şey yaptım. Zamanla o az parayı kullanmayı öğrenmiştim.
Ama yeni yerimizde, babam neredeyse para veremiyordu. Günlük 1, 1.5 lira yemek parası. Ev kirasını, dükkan kirasını, faturaları falan ödeyemiyordu. Babam artık gülmüyordu. Et yemeğini unutmuştuk. Dükkana müşteri gelmezdi doğru düzgün. Eskiden kasayı 500 liradan aşağı kapatmazdık.
Artık 100 lira hayal oldu.
6 Ay dayandık. Babamın bir arkadaşıyla konuşmasını hatırlıyorum.
"-Abi, 1 hafta daha burdayım. Yine böyle giderse kapatcam dükkanı birinin yanına işe gircem. (...)"
Bidakka nasıl olur? Ben babamı bildim bileli bir patrondu. İyi bir patrondu, sonraları müşteri az patrondu. Ama yinede bir patrondu. O Konya'nın eskiden en büyük kırtasiyecisiydi. Kamyonlar dükkanın önünde park etcek yer bulamazdı. Ben nasıl soranlara "-Babam işi bıraktı, şurda çalışıyor." dicektim. Kırtasiyeci çocuğu olmak herkese nasip olmazdı bile. Övünürdüm...
1 Hafta sonra şunu öğrendim. Babamın ziyaretine bir arkadaşı gelmiş, babam durumu ona anlatmış. Sonra dükkanı kapatmışlar, olduğu gibi eski yerinin olduğu bir sanayi bölgesine götürmüş yeni yer için. Ve eskisinden daha iyi bir yer bulmuşlar.
Büyük bir emekle dükkanı taşıdık. 3 Katlı bir yerin malzemelerini, küçücük dükkana sığdırmıştık. Bir sürü mal, eşya ayıklandı, temizlendi yada yakıldı. Ve yine taşınıyorduk. Ama durun?
Nakliyat ücretini, yeni yerin restorasyonu, depozitosu, döşemeleri, camekan'ın çerçeve paraları nasıl ödenecekti.
Meğersem o arkadaşı, tüm bunları masrafını karşıladı. Ücret talep etmeden. İşte insanların babama olan vefa borçlarını ödeme tarzı. Hayat kurtarmak. Çünkü babam intiharın eşiğine gelmişti.
Yeni yere taşındık. İler tam takırdı. Gayet güzeldi. Eski borçlar tek tek ödeniyordu. Babam mutluydu. Şükrediyordu sürekli..
Ama bir sorun vardı. Babam hala eski günlere dönebileceğini sanıyordu. Malları pahalı satmalar, müşteriyle hemen papaz olmalar. Ne olacak ki yenisi gelir?
Meğersem o arkadaşı, tüm bunları masrafını karşıladı. Ücret talep etmeden. İşte insanların babama olan vefa borçlarını ödeme tarzı. Hayat kurtarmak. Çünkü babam intiharın eşiğine gelmişti.
Yeni yere taşındık. İler tam takırdı. Gayet güzeldi. Eski borçlar tek tek ödeniyordu. Babam mutluydu. Şükrediyordu sürekli..
Ama bir sorun vardı. Babam hala eski günlere dönebileceğini sanıyordu. Malları pahalı satmalar, müşteriyle hemen papaz olmalar. Ne olacak ki yenisi gelir?
Babamın en büyük borcu olduğu şirket, babamın borcunu ödemeye başladığını görünce sevindiler. Daha anlayışlıydılar. Babamı yeni fuarlarına çağırdılar. Babam ise dükkanına uzun süredir yeni mal almıyordu. Fuardan alınan mallar, hem ucuz hem iyi oluyordu.
3 Günlüğüne Antalya'da bir otele gitti fuar için. Okula gitmedim ben baktım dükkana o 3 gün. Baya şey öğrenmiştim. Yanlış hatırlamıyorsam 8.sınıftaydım.
Artık doğru düzgün sosyal hayatım yoktu. Ben diğer arkadaşlarımla gezemiyordum, cebimde param yoktu. Yeni şeyler alamıyordum. Hattım uzun süre kontör yüklemediğim için aramalara kapanmıştı. Yırtık ayakkabılarla geziyordum.
6 Ay kaldığımız dükkanın zamanında beni görseydiniz, bana acırdınız. Sokak çocuklarından tek farkım, temiz olmamdı. Annem sayesinde temizdim. Titizlik banada gelmişti.
3 Günlüğüne Antalya'da bir otele gitti fuar için. Okula gitmedim ben baktım dükkana o 3 gün. Baya şey öğrenmiştim. Yanlış hatırlamıyorsam 8.sınıftaydım.
Artık doğru düzgün sosyal hayatım yoktu. Ben diğer arkadaşlarımla gezemiyordum, cebimde param yoktu. Yeni şeyler alamıyordum. Hattım uzun süre kontör yüklemediğim için aramalara kapanmıştı. Yırtık ayakkabılarla geziyordum.
6 Ay kaldığımız dükkanın zamanında beni görseydiniz, bana acırdınız. Sokak çocuklarından tek farkım, temiz olmamdı. Annem sayesinde temizdim. Titizlik banada gelmişti.
Liseye başlamamla artık haftasonları zor izin alarak birkaç saatliğine çıkabiliyordum. Ya halısaha, ya internet kafe yada sinema. Başka hiçbir şey yok...
Babam cebime 10 lira koyuyordu. yol param ve diğer herşeyim dahil... Ama ben paranın kıymetini biliyordum, harcamayı öğrenmiştim. İlkokulda dönerin yanında ayran alamazdım, özenirdim nasıl duygu olduğunu merak ederdim. Ama artık döner almıyordum. Çünkü para değerli şeydi. Dışarıda yemek yenerek bitirilemezdi. Hem annemin yemekleri daha güzel?
Babam o fuarda yüklü miktarda mal aldı. Çok fazla. Fuarlarda kampanyalar çok olur. Ve hemen hemen hepsi aynı mantıktadır, çok al...
Babam cebime 10 lira koyuyordu. yol param ve diğer herşeyim dahil... Ama ben paranın kıymetini biliyordum, harcamayı öğrenmiştim. İlkokulda dönerin yanında ayran alamazdım, özenirdim nasıl duygu olduğunu merak ederdim. Ama artık döner almıyordum. Çünkü para değerli şeydi. Dışarıda yemek yenerek bitirilemezdi. Hem annemin yemekleri daha güzel?
Babam o fuarda yüklü miktarda mal aldı. Çok fazla. Fuarlarda kampanyalar çok olur. Ve hemen hemen hepsi aynı mantıktadır, çok al...
İşler yine düşmeye başlamıştı. Sebebi, ekonominin kötüleşmesi, insanların daha az para harcaması. Babamın pahalı satması. Müşterilere sert davranması. Özenle olmaması...
Bir sürü sebep. Hala o eski günlerin patronuydu o. Öyle sanıyordum. Bense bir kenarda bu duruma kahroluyordum. Müşteriydi o, nasıl bu kadar basit harcanıyordu?
Lise 2, Lise 3 derken şuan lise sondayım. Bu geçen yıllarda ablam üniversiteye gitmişti.
Söz ona gelmişken. Düşünüyorumda, ablamı belkide sadece ablam olduğu için seviyordum. Yada sevmiyorum saygı gösteriyordum. Çok konuşuyor, çok nutuk atıyor, çok şey bildiğini sanıyordu. Liseyi 2.likte bitirmişti. Çok çalışmıştı, şehir dışını kazandı. Dershanesiz. Fakat babam yollamamıştı. Bu yüzden 2.yıl yine girdi, 2 yıllığa. Konya'nın ücra yerlerinden birine. Sonra çalıştı, merkeze geçti. Üniversitede de başarılı oldu. Ama bölümün bir geleceği yoktu benim fikrimce. Bilgisayar yazılım ve donanım programcılığıydı sanırım. Bir kadın bu bölümde ne yapabilirdi ki?
Bir sürü sebep. Hala o eski günlerin patronuydu o. Öyle sanıyordum. Bense bir kenarda bu duruma kahroluyordum. Müşteriydi o, nasıl bu kadar basit harcanıyordu?
Lise 2, Lise 3 derken şuan lise sondayım. Bu geçen yıllarda ablam üniversiteye gitmişti.
Söz ona gelmişken. Düşünüyorumda, ablamı belkide sadece ablam olduğu için seviyordum. Yada sevmiyorum saygı gösteriyordum. Çok konuşuyor, çok nutuk atıyor, çok şey bildiğini sanıyordu. Liseyi 2.likte bitirmişti. Çok çalışmıştı, şehir dışını kazandı. Dershanesiz. Fakat babam yollamamıştı. Bu yüzden 2.yıl yine girdi, 2 yıllığa. Konya'nın ücra yerlerinden birine. Sonra çalıştı, merkeze geçti. Üniversitede de başarılı oldu. Ama bölümün bir geleceği yoktu benim fikrimce. Bilgisayar yazılım ve donanım programcılığıydı sanırım. Bir kadın bu bölümde ne yapabilirdi ki?
Okulu zor şartlar altında bitirdi. Bir işe girdi, işyeri kötü çıktı. Diğerine girdi, o olmadı. Sonra birine daha girdi, büyük bir mimarlık ofisiydi. Ama patronu kötüydü, ablam dayanamadı oncsaygısızlığa ve çıktı. Bir Sürü iş tecrübesi oldu. Şimdi bir emlak ofisinde sadece sekreter. Ya da onun gibi bir şey.
Ablam nasıl biriydi? Ablam oldukça kibirli biri diyebilirim. İyi niyetli fakat konuşurken otorite kurma çabasında. Ses tonu ve konuşması o kadar iğrençtir ki onun dediklerinizi yapmak zorunda olmanızın sebebi, saygı değil, bir an evvel onun sesini kesmek. Ona cevap vermeyi deneyebilirsiniz. Ama fazlasıyla çenesi çalışkan. Cevabınızı hemen veriyor. Onu dövmeye çalışabilirsiniz. Ama bir koz bulup sizin onun eline düşmenizi sağlar.
Ablamın en zayıf noktası, paradır. Para yüzünden doğru düzgün okuyamadı, çoğu şeyi yapamadı. Bu yüzden kendi ekonomik özgürlüğü kazandıktan sonra, kendine bir özgüven geldi. Kendini daha otoriter yapan, daha çok söz geçirmeye çalışan ve önyargılı.
Evet, sonuçta benim gözümde bir kadın. Ve asla benim gibi düşünemez. Her zaman ama her zaman kendine göre düşünür, sadece gördüklerine yorum yapar. En iyi dostumu ilk gördüğünde, çocuk saçını yıkamadan çıkmıştı. Sakalı da vardı. Ve çocuğa apaçi damgasını yapıştırdı. Bu kadar.
Tahammül edilmesi zor bir insan. O size uymaz, size ona uymalısınız. O budur.
Allah bilir, ona karşı hakaret kelimeleri kullanmadım. Küfür ya da değil. Salak, gerizekâlı, aptal beceriksiz, serseri...
Ablam nasıl biriydi? Ablam oldukça kibirli biri diyebilirim. İyi niyetli fakat konuşurken otorite kurma çabasında. Ses tonu ve konuşması o kadar iğrençtir ki onun dediklerinizi yapmak zorunda olmanızın sebebi, saygı değil, bir an evvel onun sesini kesmek. Ona cevap vermeyi deneyebilirsiniz. Ama fazlasıyla çenesi çalışkan. Cevabınızı hemen veriyor. Onu dövmeye çalışabilirsiniz. Ama bir koz bulup sizin onun eline düşmenizi sağlar.
Ablamın en zayıf noktası, paradır. Para yüzünden doğru düzgün okuyamadı, çoğu şeyi yapamadı. Bu yüzden kendi ekonomik özgürlüğü kazandıktan sonra, kendine bir özgüven geldi. Kendini daha otoriter yapan, daha çok söz geçirmeye çalışan ve önyargılı.
Evet, sonuçta benim gözümde bir kadın. Ve asla benim gibi düşünemez. Her zaman ama her zaman kendine göre düşünür, sadece gördüklerine yorum yapar. En iyi dostumu ilk gördüğünde, çocuk saçını yıkamadan çıkmıştı. Sakalı da vardı. Ve çocuğa apaçi damgasını yapıştırdı. Bu kadar.
Tahammül edilmesi zor bir insan. O size uymaz, size ona uymalısınız. O budur.
Allah bilir, ona karşı hakaret kelimeleri kullanmadım. Küfür ya da değil. Salak, gerizekâlı, aptal beceriksiz, serseri...
Yahu, nereden anlatayım bilmiyordum. Para kazanmaya başladıktan sonra, bana karşı kök söktürmeleri başladı. Sanki kendisi benim annemmiş gibi. Ama benim gördüklerim yaşadıklarım, kim bilir onunkinden daha daha fazla. Daha fazla dostum vardır. Daha dürüst daha akıllı arkadaşlarım. Ben ona önyargılı davranmadım asla. Sevgilileri geldi eve. Asla ona olmaz demedim, rahat durun demedim. Demedim çünkü ona güvendim. Ama aynı boku o yapmadı. Benim ona olan hoşgörümü bana yansıtmadı. Evde her zaman suskunum, konuşmak istemem. Evdeki ailemin nasıl insanlar olduğunu, hangi konularda konuşulabileceğini biliyorum çünkü. Beni dostlarıma sorun. Anasınıfından beri tanıdığım 12 senelik dostlarıma sorun. Okulumdaki öğretmenlere, arkadaşlarıma sorun. Müşterilerime sorun.
Ben gerçek halimi onlara yansıtmak zorunda değilim. Ben onlar değilim. Ben zor zamanda, sinirden gerilip, herşeyde bağırıp çağırmam. Ters cevaplar vermem. Kötü düşünmem, arkasından konuşmam. Gece olur yatağıma yatarım. Sinirimden zor uyurum. Belkide bu ve bu gibi bol tartışmayı gördüğüm için sigaraya başladım. Babamın dükkandaki tavırlarınıda unutmamak gerek.
Ben gerçek halimi onlara yansıtmak zorunda değilim. Ben onlar değilim. Ben zor zamanda, sinirden gerilip, herşeyde bağırıp çağırmam. Ters cevaplar vermem. Kötü düşünmem, arkasından konuşmam. Gece olur yatağıma yatarım. Sinirimden zor uyurum. Belkide bu ve bu gibi bol tartışmayı gördüğüm için sigaraya başladım. Babamın dükkandaki tavırlarınıda unutmamak gerek.
Tüm bunları neden yazdım ? Dün evden çıkmak üzereydim. Yarım saat kadar vaktim vardı. Sıkıldım bilgisayardan oyun oynadım. Bu arada ablam geldi. Fırça attı. Ders çalıştın mı? Hayır birazdan çıkacağım dememle saldırılar başladı.
Babamın senedinin birini ödeyememesi yüzünden, eve haciz gelmek üzereydi. Devreye dedemler girdi. Ablama para vermişler git hallet diye. Yine para meselesi. Babam dershane taksidini yatıramamış, yemedim içmedim 2 aylığını ben ödedim diyor.
Hiç sesimi çıkarmadım. O mutfağa gitti bende bilgisayarı kapattım, montumu giydim çıktım. Üst üste sigaralarımı yaktım.
Yine kendisinin haklı olduğunu sanıyor. Sanki babamın senedini ödeyememesinin suçu benim değil mi? Ben müşteriye mal satmak, para kazanmak için neler yapıyorum, nelerden vazgeçiyorum bilmiyor. Nelere şahit oldum bilmiyor. Onun tek bildiği suçlu benim, ders çalışmıyorum, gururum kırılmalı.
Yememiş içmemiş 2 aylık dershane taksitimi ödemiş. Buna güldüm. Aynı evde kalıyoruz. O, aldığı maaşla tek yaptığı, kıyafet almak, gezmek, ayakkabı almak. Kurslarının parasını ödemek. Eee başka? Kızın ayakkabı koleksiyonu var. Onun 1 yılda aldığı ayakkabıyı ben ömrüm boyunca alamadım. Ben 20 gün boyunca, yemek parası diye aldığım paraları biriktirdim ayakkabı aldım. Babama yeni aldığım ayakkabıyı gösterince, nasıl aldın sorusunu sorduğunda ona verdiğim cevap karşısında tamam dedi. Dükkandan çıktı ve sigarasını yaktı. Gözleri yaşardı. Ama o bunları bilmiyor işte. O benim ders çalışmadığımı biliyor. O 2 aylık dershane taksitimi yemeden içmeden yatırdığını biliyor.
O üniversiteye giderken, onun harcını, yemek parasını yol parasını karşılamak için, nasıl dükkanda çabaladığımı, ona nasıl para verdiğimi, her an ister diye para harcamayıp cüzdanımda tuttuğumu hatırlıyorum. Harçlığımı almadım, babam o parayı ablama verdi. Sesimi çıkarmadım, canı sağolsun dedim. Onun için yaptığım fedakarlıklara karşı, o sadece bana parayı söylüyor.
Yine kendisinin haklı olduğunu sanıyor. Sanki babamın senedini ödeyememesinin suçu benim değil mi? Ben müşteriye mal satmak, para kazanmak için neler yapıyorum, nelerden vazgeçiyorum bilmiyor. Nelere şahit oldum bilmiyor. Onun tek bildiği suçlu benim, ders çalışmıyorum, gururum kırılmalı.
Yememiş içmemiş 2 aylık dershane taksitimi ödemiş. Buna güldüm. Aynı evde kalıyoruz. O, aldığı maaşla tek yaptığı, kıyafet almak, gezmek, ayakkabı almak. Kurslarının parasını ödemek. Eee başka? Kızın ayakkabı koleksiyonu var. Onun 1 yılda aldığı ayakkabıyı ben ömrüm boyunca alamadım. Ben 20 gün boyunca, yemek parası diye aldığım paraları biriktirdim ayakkabı aldım. Babama yeni aldığım ayakkabıyı gösterince, nasıl aldın sorusunu sorduğunda ona verdiğim cevap karşısında tamam dedi. Dükkandan çıktı ve sigarasını yaktı. Gözleri yaşardı. Ama o bunları bilmiyor işte. O benim ders çalışmadığımı biliyor. O 2 aylık dershane taksitimi yemeden içmeden yatırdığını biliyor.
O üniversiteye giderken, onun harcını, yemek parasını yol parasını karşılamak için, nasıl dükkanda çabaladığımı, ona nasıl para verdiğimi, her an ister diye para harcamayıp cüzdanımda tuttuğumu hatırlıyorum. Harçlığımı almadım, babam o parayı ablama verdi. Sesimi çıkarmadım, canı sağolsun dedim. Onun için yaptığım fedakarlıklara karşı, o sadece bana parayı söylüyor.
Para. Ailemin huzurunu bozan şey işte para.
O kadar kötü bir telefonum vardı ki, kullanmasını benden başka kimse bilmezdi küçükken. Babama kontör yükle diyemezdim. Ama varolan kontörlerimi, ablamın sevgilisiyle konuşmasına izin verirdim.
İşte böyle. Benim tek suçum suskun olmaktı. Okul birincisi oldum. Arada aferin dediler o kadar. Liseyi zayıfsız bitircem. İyi güzel. Disiplin cezası görmedim, karakolluk olmadım, kavgaya karışmadım. Tek kötü alışkanlığım bu sene başladığım sigara. (Artık benim en iyi dostlarımdan biri oldu. Beni rahatlatmasını biliyor.)
Ömrüm hayatım boyunca insanları, özellikle ailemi mutlu etmeye çalıştım. Ama sadece bir sınava çalışmıyorum diye, onlar tüm suçu, nefreti bana yüklüyorlar. Ama ben suçluyum. Çünkü ben onlardan sessiz ve iyi bir çocuk olarak,
Ömrüm hayatım boyunca insanları, özellikle ailemi mutlu etmeye çalıştım. Ama sadece bir sınava çalışmıyorum diye, onlar tüm suçu, nefreti bana yüklüyorlar. Ama ben suçluyum. Çünkü ben onlardan sessiz ve iyi bir çocuk olarak,
sevgi istedim.